18 Aralık 2011 Pazar

KORKU FİLMİ KLİŞELERİ

Korku filmi izlemekten zevk alırım. Her ne kadar yıllardır izlediğim korku filmleri sayesinde korku filmi eksperi olsam da yine de korku filmi görünce dayanamam. Biz Türk filmleri ve dizileri için aha yine klişe, adamlar farklı bir şeyler düşünmüyorlar derken Amerikan sinemasının da bizden kalır yanı olmadığı görüşündeyim. Romantik komedi olsun, korku filmi olsun hep aynı hep aynı. Allahtan Japonlar korku filmlerine el attılar da bir iki farklı korku filmi izlemiş olduk da onların da derdi çocuklarla, mübarek bütün çocuklar büyüklerin başına dert olmak için yaratılmış sanki (yaşarken de ölüyken de). Amerikalıların da bütün dertleri yeni evlerle... Yeni bir başlangıç yapmayı düşünen çekirdek ailemiz gider, ucuza cillop gibi bir ev satın alır, aslında akıllarından da "niye bu ev bu kadara ki la" geçmez değil, ama çok da kurcalamazlar; hatta bazılarına "bu evde çok kötü olaylar yaşanmış adamın biri bilmem kaç kişiyi kesmiş, doğramış falan" dense de bu tür şeyleri takmayan evin babası (bizim Türk babalarla benzer bir özellik) evi almakta bir beis görmez. Bunlar eve taşınır ve bir iki gün içinde tuhaf tuhaf şeyler olmaya başlar. Aniden açılıp kapanan, cızırdayan ışıklar, birden açılan televizyon, durup dururken gıcırdayarak açılan kapılar, tavan arasından tuhaf tuhaf sesler gelmeler... uzar da gider:) neyse bunlara dayanamayan evin akıllı bir bireyi bir gideyim gece gece şu tavan arasına bir bakayım der (demez ki hep beraber çıkalım ne varsa birlikte görelim gündüz gözüne, yok illa gece tek başına çıkacak). Çıkar da,  orda da kesin bir şey vardır, arkadan verilen gerilim müziğiyle ne çıkacağını beklemek bize kalır. Ondan sonra da sırayla hepsinin başına bir şeyler gelir ve bir tane kesin kurtulan olur; o da niyeyse artık evdeki yaratık "şunu numunelik olarak bırakayım, namım yürüsün" mü demek ister bilemeyiz tabii ki. Bence Amerikalılar mümkünse ev değiştirmesin, rahatları yerindeyse kıpramasınlar yerlerinden:)
Bir de kamp yapmaya giden gençler üzerine çekilmiş sayısız korku filmi var. Yavrum evladım her sene kamp yapmaktan Amerikan gençliğinin köküne kıran girmek üzere gitmeyin şu kamplara yapacaksanız mahalledeki parkta yapın şu kampı. Neyse efenim. Gençlerimiz artık mezuniyetlerini kutlamak için ya da öyle estiği için bir araca doluşarak yola çıkarlar, bilmemnewood'da ya da amanorasıdaneresihill'de kamp yapacaklardır. Bunlar yol boyunca şakalaşırlar, birbirlerine sırnaşırlar falan... Yolun bir noktasında (daha akşam olmamıştır), aniden aracın önüne bir şey çıkar, o şeye çarpmamak için ani bir fren yapılır. Bu noktada filmler değişiklik gösterir, bazen araç burda bozulur ve gençler mecburen orda kamp yapmak zorunda kalır. Bazen de arabaya bir şey olmaz (ya oolum geri dönsenize) ve bunlar yola devam ederler. Şimdi her iki durumda da gece olmasıyla esrarengiz olaylar başlar. Çadırın dışından görünen gölge, yakınlardan gelen ağaç çıtırtısı, kurt uluması vs. vs. bunlara örnek olarak verilebilir. Birer birer gençlerimiz ormandaki yaratığın tuzağına düşer ve gençlerimiz "Birbirimizden ayrılmayalım" kararı alırlar ama aralarında bir hanım kızımız"Burda hepimiz öleceğiz, burda duramam ben, gidiyorum" diye bağıra çağıra yola çıkar. Eğer sevgilisi varsa grupta onun arkasından "Dur, Cynthiaa, bekle ben de geliyorum" diye ünler. Her ikisini de bir daha  göremeyiz. Aralarında en yakışıklı/güzel olanı kurtulan tek kişi olur. Bu kurtulan yakışıklımız/güzelimiz boşa kurtulmamıştır. O kadar kovalanma, yere düşüp kalkmalara rağmen, hanım kızımızın saç ve makyajı neredeyse hiç bozulmaz, tam tersi o kadar atletik kaçar, uçar ki hayran kalırız "Afferimm kıza" dedirtir bize. Eğer erkekse de o kadar ustaca manevralarla yaratıktan kurtulur ki  ağzımız açık kalır. 
Şimdi Cadılar Bayramındaki korku filmlerinden bahsetmemek olmaz. Benim naçizane tavsiyem Cadılar Bayramında mümkünse dışarı çıkılmasın, kapı kimseye açılmasın, mümkünse tek bir odaya kapanılıp 31 Ekim gecesinin geçmesi beklensin. O nedir be kardeşim kim normal insan, kim katil ayırt edilemiyor. Bir de gecenin konseptine uygun olarak havaya giriliyor, etrafta biri bıçakla birine saldırıyor ve millet birbirleriyle şakalaşıyor zannediyor. Sonra tabi kan gövdeyi götüyor. Cadılar Bayramı yasaklansa bile olur o derece yani:))
Aslında bunlar haricinde de birçok klişe var (hele yetimhaneden yetim alma konusu var ki evlerden ırak). Şimdilik bunları anlattım, belki başka bir yazımda korku filmi klişelerine devam ederim. Sizin aklınıza gelenler olursa onları da birlikte inceleriz isterseniz. Hepinize iyi pazarlar.



17 Aralık 2011 Cumartesi

The Balm-Read My Lips

Bugün diş fırçası almak için Gratis'e girdim. Girmişken The Balm standına bakmamak olmazdı:) Zaten  içimden de The Balm'da belki kampanya vardır diye geçti. Genel bir kampanya yoktu;  ama Read My Lips rujlarda %50 indirim vardı. Gerçi çok rengi kalmamıştı. Ama ben kendime uygun bir renk bulmayı başardım, çok çok mutlu oldum.



16 Aralık 2011 Cuma

MANGO-YILBAŞI ELBİSEM

Kaç zamandır bu elbiseyi gözüme kestirmiştim. Mangoya gittiğimde bakıp bakıp iç geçiriyordum. Ve sonunda beklediğim gün geldi. Mango'da tüm ürünlerde %50'ye varan (aynı mağaza reklamı gibi oldu) indirim var. Çantalar, ayakkabılar, kazaklar her şey indirime girmiş. Benimse ilk baktığım şey bu elbise oldu. Böyle sade durduğuna bakmayın çok cici, çok tatlı duruyor giyildiğinde.
Bu da üzerimdeki hali:)) Bloğum için ilk pozum. Biraz acemiyim kusura bakmayın:)) 

15 Aralık 2011 Perşembe

FATİH AKIN FİLMLERİ

Aslında ilk önce aklımda Fatih Akın'ın Soul Kitchen (Ruh Mutfağı) filmini tanıtmak vardı; ama sonra büyük üstadın diğer filmlerini de yazıma dahil etmek istedim.
Fatih Akın, Almanya doğumlu bir Türk. Bu nedenle filmlerinin bir çoğunda bu iki kültürün birbiriyle etkileşmesine ya da etkileşememesine yer veriyor. 
  • İlk izlediğim filmi Gegen Die Wand (Duvara Karşı), Cahit Tomruk Almanya'da serseri bir hayat yaşayan bir Türk'tür. İntihar girişiminde bulunan Sibel'le tanışıyor ve Sibel ailesinin baskıcı tutumundan kurtulmak için Cahit'ten onunla evlenmesini istiyor. Birbirlerine karışmama, özgür ilişkiler yaşama şartıyla evleniyorlar; ama sonra birbirlerine aşık oluyorlar. Bu aşk onlara zorluklar çıkarıyor. 
  • Im Juli (Temmuzda), Duvara Karşı gibi sert olmayan bir film ve ben bu filmi izlerken çok keyif aldım hele filmin sonu bende çikolata yedikten sonra ağzımda kalan tat gibi bir tat bıraktı:)
  • Solino'da ise yönetmen, İtalya'dan Almanya'ya taşınan bir aileyi konu alıyor. Gurbette olma, aile bağları ve yine göçmen olmanın zorluğu konularına eğilmiş.
  • Ve Fatih Akın'a Cannes Film Festivalinde en iyi senaryo ödülünü kazandıran film: Auf der anderen Seite (Yaşamın Kıyısında). Bu filmde Nurgül Yeşilçay ve Tuncel Kurtiz de rol almaktadır. Film üç bölüm. Birinci bölümde fahişe Yeter'in Karadenizli Ali ile olan ilişkisi; ikinci bölümde Lotte ve Ayten'in birbirleriyle tanışmaları ve yakınlaşmaları, son bölümde ise hikayenin çözümü yer alıyor.
  •  Senaryosunun yazılmasında yer aldığı Kebab Connection. Çok eğlenceli bir filmdi. Bruce Lee hayranı olan Türk genci İbo, Alman kung fu filmi çekmek ister ama sonra kız arkadaşının hamile olduğunu öğrenir. Bu filmde oynayan kızı çok beğendim. Çok güzel ve tatlı, aynı film gibi.

  • Ve son olarak aslında tek başına yazmayı düşündüğüm Soul Kitchen. Film inanılmaz eğlenceli, olaylar akıcı, film ne zaman bitecek diye düşünmüyorsunuz. Filmde aradığınız her şeyi bulmanız mümkün biraz dram, biraz komedi, biraz romantizm.Bunalımda mısınız, sıkıcı bir gün mü geçirdiniz? Açın Soul Kitchen izleyin. Bir kaç saatliğine sıkıntılarınızdan kurtulacaksınız, bunu garanti edebilirim.

14 Aralık 2011 Çarşamba

SALATA YAM YAMMM:))

Yapımı çok basit ve leziz bir salata. Gayet doyurucu ve hafif, yanında bir ya da iki dilim kepek ekmeği yiyorum ve yedikten sonra kendimi kötü hissetme gibi bir durumum olmuyor:)) (En güzel yönü bu olsa gerek). Ceviz ve peynir, bu salatada sanki birbirleri için yaratılmışlar hissi veriyor. Yanında taze sıkılmış portakal suyu da olursa değmeyin keyfime, o zaman sanki bütün vücudum bana teşekkür ediyormuş gibi geliyor. Salatanın içindekiler: yeşillik(marul, roka), domates, peynir ve ceviz; sos olarak bir tatlı kaşığı zeytinyağ ve limon.

RİMMEL FIERCE CHERRY (405 NUMARA)

Rimmel'in ojelerini çoktandır merak ediyordum. Dün Watsons'da ikincisi %50 indirimli olunca dayanamadım 4 tane (diğerlerine daha sonraki yazılarımda yer vereceğim) aldım. Normalde 5 lira civarı, iki tanesi 7.5 liraya geldi. Eve gelir gelmez denedim. Rengini çok beğendim. Dünden beri tırnaklarıma bakıyorum:) Çok hafif simli bir yapısı var. Sürümü çok rahat ki ben genelde koyu renk ojeleri sürerken sıkıntı çekerim. Çabuk kuruyor. Aşağıdaki ojenin tek kat uygulanmış hali.


VAMPİR FURYASI

Şimdilerde Bram Stoker'ın Dracula isimli romanını okuyorum. Kendisi, bugünkü blog yazımın da esin kaynağı oldu:)  
Metafizik olaylar her zaman ilgimi çekmiştir. Her ne kadar bizim kültürümüzle uyuşmasa da (Osmanlıda da vampir olayı görülmüştür. Daha doğrusu vampir olayı olarak yorumlanmıştır) vampirler bana ilginç gelmiştir. 

Bram Stoker bu romanı 1800lü yıllarda yazmış ve kitabı o kadar popüler olmuş ki kendine beyaz perdede de yer bulmuş (Sevgili Bram Stoker bunu göremese de). Kitabın filmini daha önce izlemiştim; ama uzun zaman olduğu için ayrıntıları unutmuşum. Kitapla bu ayrıntıları hatırladım.Genelde filmden çok kitaptan zevk alan kişilerdenim. O yüzden kitabı okumak bana daha hoş geldi. Kitabı okurken şimdiki vampir imajıyla o zaman ki vampir imajını elimde olmadan karşılaştırdım (biraz komik oldu galiba, önceki vampir imajı, şimdiki vampir imajı ve aralarındaki fark; sanki vampirler bir araya gelmiş ve "Arkadaşlar olmuyor insanlar bizi yanlış tanıyor, gelin bir kaç dizide, filmde boy gösterelim, imajı düzeltelim. Bizim kan emici olmamızın yanı sıra gerektiğinde romantik, gerektiğinde sevdiği için her şeyi yapabilecek duygusal, yakışıklı/güzel olduğumuzu, arada bir kendimizi tutamasak da aslında kan içmek için kan bankalarını kullandığımızı falan gösterelim:)" demişler). O zamanki vampirler çirkin mi çirkin, musibet mi musibet, kan emmekten başka bir şey düşünmeyen nnaaaletttt, pis şeylermiş:) Neyse Allahtan yabancı diziler ve filmler var; yoksa vampirlere ne gözle bakacaktık:).

Vampir günlükleri, iki genç, yakışıklı vampir kardeşin aşkı arasında kalan güzel Elena'nın hikayesi













Alacakaranlık efsanesi, vampir Edward ve insan Bella'nın aşk hikayesi. Burda bir de kurt adam Jacob var. O da Bella'ya aşık.













Vampirle Görüşme, Brad Pitt, Tom Cruise, Antonio Banderas'tan oluşan oyuncularıyla kült bir film.

13 Aralık 2011 Salı

Pretty Little Liars

Bugün ne yazsam ne yazsam derken, aklıma sevdiğim dizilerden birini tanıtmak geldi. Hem dizi arayışında olan hem de güzel vakit geçirmek isteyenlere göre olacak bu yazı:))
Pretty Little Liars, beş yakın kız arkadaştan birinin esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmasıyla başlıyor. Diğer dört kız, olayın etkisinden kurtulamamışken gizli bir numaradan gelen mesajlarla rahatsız edilmeye başlanıyor. Gelen mesajlar sadece beş yakın arkadaşın bildiği sırlarla ilgilidir. Bu mesajlar kimden gelmektedir ve mesajları gönderenin amacı nedir? Dizinin genel konusu budur, daha ayrıntı verirsem gizemi kaçar:)
Dizide olaylar haricinde dikkatimi çeken kızların birbirinden güzel giyim ve makyaj stilleri, sırf bunlara bakmak için bile bu dizi izlenebilir. Umarım beğenirsiniz. Diziyi izleyenlerin yorumlarını bekliyorum.

Sevgilerle
A. :)

12 Aralık 2011 Pazartesi

Zülfi Livaneli-Serenad

Çocukluğumdan beri kitap okumayı çok severim. Hep farklı hayatları yaşıyormuşum hissi verir kitap okumak bana. Bazen evlerin kapıları açık olur ve siz içeri bakmaktan kendinizi alamazsınız ya öyledir kitap okumak, gizlice başkalarının hayatına dahil olmak, onların hayatını izlemek. 
Kimi zaman o kadar içine çeker ki konu beni, günlerce aklımdan çıkmaz, düşünür dururum. Özellikle biyografiler, gerçek olaylardan esinlenilmiş konular, tarihi kitaplar daha da etkiler beni. Serenad'ı okurken daha önce hiç haberim olmayan tarihi bir gerçekle karşılaştım. Daha önce duymadığım, üzeri örtülü, acı bir olay. Kitabı kısacık özetlemek gerekirse: Her şey İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın  ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i karşılamasıyla başlar.Maya Duran'ın Profesörün gizemli geçmişine eğilmesi hayatını tamamen değiştirir. 
Serenad'ı okumam sadece birkaç günümü aldı.Bunda akıcı bir üslupla yazılmasının yanı sıra konunun çekiciliği de etkili oldu.

11 Aralık 2011 Pazar

UNE ÜRÜNLERİ

Uzun zamandır kendi cilt rengime uygun, yüzüme canlılık veren, doğal, hafif bir fondöten arayışındaydım. Ben fondötenlere karşı önyargılıydım. Tabi bunda bazı ablalarımızın fondöteni bir kalıp gibi yüzlerine döşemeleri etkili olmadı değil. Neyse önce Bakırköy'de bulunan Erkul Kozmetik'e uğradım. Orada makeup adlı bir ürün denendi yüzümde. Ürünü uygulayan bayan cildimden bir ton koyu bir fondöten sürdü, yüzümün canlı (!) görünmesi için; ama bence çok yapay durmuştu (zaten istediğin özellikleri söylediğin halde hala kendi beğendikleri şekilde makyaj ürünü tavsiye edenleri bir türlü anlamıyorum), daha sonra kendi cilt tonumda bir ürün uyguladı. Fena değildi beğendim. Sonra içeriğine bakmak istedim ve içinde paraben (bir çoğumuzun yeni yeni dikkat etmeye başladığı madde) olduğunu gördüm (tüm yüzüme uygulayacağım bir üründe paraben olması beni rahatsız etti) ve almadan çıktım. 

Ertesi gün Boynere gittim, amacım Clinique denemekti. Yine her zamanki gibi gelenleri esir almaları için her markanın başında birileri vardı (ben bunu anlamıyorum, bir şeye rahat rahat bakamıyoruz "buyrun efendim, nasıl yardımcı olabilirim" tamam onlara da bu şekilde davranmaları söyleniyor; ama çok rahatsız edici, ihtiyacımız olduğunda zaten bilgi alırız) Clinique'in başında da böyle bir bayan hemen bana yardımcı(!) olmaya çalıştı. Ona "kendi cilt tonumda, doğal bir fondöten arıyorum"dedim. Clinique'te bir kaç renk gösterdi, her ne hikmetse hiçbiri cilt tonuma uymadı. Sonra kız "loreal'in mineral fondöteni var onu deneyelim, isterseniz"dedi. Ben de "tamam" dedim. Loreal'in true match fondötenini denedi yüzümde, güzeldi, aldım; ama eve gittiğimde ne göreyim kıza özellikle ben doğal bir ürün istiyorum dememe rağmen, içinde paraben olduğunu gördüm. Ertesi gün Boyner'i aradım. Durumu anlattım. Değişim alıp alamayacaklarını sordum. Buraya gelmeniz gerekiyor dendi. Mesai saatinin bitmesini bekledim ve soluğu Boyner'de aldım. Biraz sıkıntılı olsa da değişim yaptırabilmiştim. Müşteri Temsilcisi bayan, bana UNE ürünlerini tavsiye etti. %98 doğal içerikli olduğunu ve içerisinde vucüda zararlı herhangi bir maddenin bulunmadığını; ayrıca ürünün Fransa'da epeyce zor şartlarda alınan bir sertifikaya (ECOCERT) sahip olduğunu söyledi. UNE'nin G06 numaralı fondöteniyle arayışlarım sona erdi. Standı çok sade ama ürünleri çok güzel ve hepsini çok beğendim. Dayanamayıp fondötenle birlikte yine içeriği doğal olan bir de maskara aldım. Maskarasını da beğenerek kullanıyorum. Önceden gözlerimi temizlerken maskara gözüme kaçtığında gözüm çok yanardı; ama UNE'nin maskarası kesinlikle gözlerimi yakmıyor, gözden çok kolay çıkıyor; ancak suya ve gözyaşına biraz dayanıksız yani diğer maskaralar gibi waterproof değil galiba, öyle bir iddiası da yoktu ama ben yine de beğenerek kullanıyorum her ikisini de.






9 Aralık 2011 Cuma

Krauterhof Selülit Kremi

Mevsimi gelmese de ben şimdiden size bu kremi anlatayım. Loreal, nivea ve avon kullanmıştım daha önceleri, bir faydasını görmedim. Bu krem ise gerçekten etkili ancak şöyle bir durum var: içeriğindeki maddeler nedeniyle çok fazla ısı veriyor ve bir hafta kullandıktan sonra kremi kullanmayı bıraktım. Dediğim gibi gayet etkili ve güzel bir krem, yediklerinize ve içtiklerinize dikkat edip, yürüyüş yaparsanız (kremin ısıtıcı etkisiyle oluşan yanma hissine katlanabilirseniz) faydasını daha fazla görürsünüz. Fiyatı da 27.5 TL.

8 Aralık 2011 Perşembe

LOCCITANE

Loccitane'la bu ay tanıştım. Tanışmaz olaydım mı deyim bilemedim:)) Neden derseniz, çok güzel, doğal (bu sıralar doğal ve organik ürünlere takmışlığım var) ürünleri var ve hangisini alsanız karar veremiyorsunuz; ancak şöyle bir durum var: Ürünler Türkiye standartlarına göre epeyce pahalı. Mesela bir vücut kremini (badem sütü konsantresi) aldım (hem de taksitle), korkarım ki ikinci taksitini ödemeden krem bitecek:(( çok acı halbuki ne kadar da sevmiştim kendisini...Neyse ürünlere gelince gerçekten çok güzel, çok ciciler. Özellikle parfümleri enfes kokuyor (yaseminlisine bittimmmm). İstanbul'da mağazaları var, internetten de satış yapıyorlar, isteyen fiyatlarına ordan bakabilir. Şöyle bir durum var belirtmeden geçmeyim: Ayın son ve ilk günleri %30, %40 civarında bazı ürünlerde indirim yapıyorlar, şu anda da yılbaşı sebebiyle setlerinde indirim var.

Çağan Irmak'tan Dedemin İnsanları

Çağan Irmak'tan yine sıcacık bir Ege esintisi... Babam ve oğlumu izleyip de ağlamayanımız yoktur heralde, ben bu filmde de tutamadım kendimi:) Senaryo başarılı, oyunculuk süper, özellikle Çetin Tekindor beni yine kendine hayran bıraktı. http://www.dedemininsanlari.com/ filmin konusunu, fragmanını ve oyuncuları incelemek için...
Ne diyeyim arkadaşlar kısacası vizyondan kalkmadan önce izleyin, izlettirin:)

30 Kasım 2011 Çarşamba




Kurabiye:)) Mutfakta bir şeyler yapmayı çok seviyorum. Sevdiklerimle yaptıklarımı paylaşmayı...