Çocukluğumdan beri Türk filmi izlemeye bayılırım. Önceden haftaiçi gündüz kuşağında böyle aptal saptal programlar yerine Türk filmleri verilirdi özellikle pazar günleri sabahtan akşama kadar çeşitli çeşitli Türk filmleri olurdu kanallarda. Ben de seçip beğenip izlerdim. Hülya Koçyiğitli Kezban filmleri, Ediz Hunlu romantik filmler, Metin-Zekili komedi filmleri... Eldeki az imkanlarla çekilmiş filmlerimiz hala fenomen bana göre ve günümüzde çok az film o zamanki filmlerle yarışabilir.
Bugün sizinle özellikle etkilendiğim Türk filmlerini paylaşmak istedim. O zaman yolumuz uzun haydin başlayak :)
İlk filmimiz Türkan Şoray'ın başrolünü oynadığı Açlık filmi. Çocuk yaşta izlememe rağmen bende derin izler bırakmış bir filmdir. Türkan Şoray'ın oyunculuğu da bunda çok büyük bir payı var onu da söylemeden geçemeyeceğim. Bir kadın hem salon kadınlığını hem de köy kadınlığını ancak bu kadar güzel canlandırabilir. Filmimiz bir köyde geçiyor. Türkan Şoray ailesi tarafından zengin bir ailenin yanına veriliyor. Evin beyi (beyliği batsın) ona tecavüz ediyor. Ama tabii kimseye denmiyor bu. Sonra zamanı gelince onu köydeki biriyle evlendiriyorlar. Kocası son derece pısırık bir adam ve her iş Türkan Şoray'ın başında. İki tane çocukları oluyor. Köyde birden bir kuraklık başlıyor ve yiyecek bir şeyler bulamıyorlar. Türkan Şoray'ın çocuğunu oyalamak için tencereye soğan ve su koyup bak yemeğimiz birazdan olacak demesi beni en çok etkileyen sahnelerden birisi.
Şimdi yine çok başarılı bir oyuncu olan Hülya Koçyiğit'in rol aldığı Gelin filmi. Köyden gelen geniş bir aile bir bakkal dükkanı alarak İstanbul'da yaşamaya başlıyorlar. Hülya Koçyiğit'in oğlunun (Kahraman Kıral) kalbi delik ve tedavi olması gerekiyor ama dükkanın cazibesine kapılmış aile, Hülya Koçyiğit'in yardım çığlıklarını duymazdan geliyorlar.
Bir diğer filmimiz Kahraman Kıral, Tarık Akan ve Halit Akçatepe'nin oynadığı Canım Kardeşim. Bu filmi ağlamadan izlediğimi hatırlamıyorum. Babalarını kaybeden iki kardeş ve ağbinin arkadaşı arasında geçen bir film. Küçük çocuğun kanser olduğunun anlaşılması üzerine iki arkadaşın onu mutlu etmek adına yapmaya çalıştıkları duygusal bir şekilde anlatılmış.
Son olarak Hülya Avşar, Kenan Kalav ve Meral Orhonsoy'un başrollerini paylaştığı Tutku filmi. Anne ve kız, köyün yakışıklı genci Şerif Ali'ye aşık olur. Şerif Ali, her ikisine de mavi boncuk dağıtsa da asıl sevdiği kızdır. Hülya Avşar'ın buradaki saf ve duru güzelliği çok etkileyici ama annesi rolünde oynayan Meral Orhonsoy da çok çekici ve kadınsı. Yani kısacası Şerif Ali'nin yerinde olmak istemezdim :) Necati Cumalı'nın bir eserinden uyarlanmış bu filmi her seferinde beğenerek izlerim.
türk filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Kasım 2013 Cumartesi
23 Eylül 2012 Pazar
NAR
"Hepimiz nar taneleri gibi birbirinden ayrıyız: Hem çok benzeriz, hem de
çok farklıyız. Ama açılmamış bir bütün nar gibiyiz aynı zamanda. Bizi
bir arada tutan kabuk, birbirimize duyduğumuz inançtır."
Biraz önce izledim ve sıcağı sıcağına yazmak istedim. Uzun zamandır izlemek istiyordum ama bir türlü izleyememiştim. Aslında konusunu da bilmiyordum, çok övüyorlar diye merak etmiştim (psikolojik gerilim olduğu söyleniyordu). Konusunu bilmemem de iyi olmuş, çünkü şimdi bakıyorum internetteki yorumlar insanı yönlendirecek nitelikte, ön yargılı yaklaşabilirdim filme. Öylesine izlemeye başladım ve çok beğendim. Soluksuz izledim diyebilirim. Serra Yılmaz'ı; modern, şehirli kadın rolünden farklı bir rolde görmek ilk etapta şaşırttı beni. Zaten filmde 4 kişi var ve genel olarak herkesi beğenmekle birlikte Kapıcı Mustafa rolünü oynayan Erdem Akakçe'nin yeri bence ayrı.Konusunu söylemek istemiyorum, isteyen netten bulabilir ama benim tavsiyem konusunu araştırmadan izleyin daha çok tat alacaksınız.
“Dünya böyle işliyor, anlamıyorsun çünkü sen bunları hiç düşünmedin hayatında. çünkü senin dünyan şu kadar, şu kadarcık. O dünyada ben varım, aşk var, sevgi, çiçekler, böcekler, ailen var belki, sevgili annen-baban, solcu emekli öğretmenler, idaelistler, kediler, başka ufak yumuşak mahluklar, sümerce, çivi yazısı, hamurabi, oyuncu olma hayellerin var sonra, iki tane özel kurs, üç tane oyunda yan roller, kahve, güzel şarap, senin dünyan bu, cici kız dünyası”
Biraz önce izledim ve sıcağı sıcağına yazmak istedim. Uzun zamandır izlemek istiyordum ama bir türlü izleyememiştim. Aslında konusunu da bilmiyordum, çok övüyorlar diye merak etmiştim (psikolojik gerilim olduğu söyleniyordu). Konusunu bilmemem de iyi olmuş, çünkü şimdi bakıyorum internetteki yorumlar insanı yönlendirecek nitelikte, ön yargılı yaklaşabilirdim filme. Öylesine izlemeye başladım ve çok beğendim. Soluksuz izledim diyebilirim. Serra Yılmaz'ı; modern, şehirli kadın rolünden farklı bir rolde görmek ilk etapta şaşırttı beni. Zaten filmde 4 kişi var ve genel olarak herkesi beğenmekle birlikte Kapıcı Mustafa rolünü oynayan Erdem Akakçe'nin yeri bence ayrı.Konusunu söylemek istemiyorum, isteyen netten bulabilir ama benim tavsiyem konusunu araştırmadan izleyin daha çok tat alacaksınız.
“Dünya böyle işliyor, anlamıyorsun çünkü sen bunları hiç düşünmedin hayatında. çünkü senin dünyan şu kadar, şu kadarcık. O dünyada ben varım, aşk var, sevgi, çiçekler, böcekler, ailen var belki, sevgili annen-baban, solcu emekli öğretmenler, idaelistler, kediler, başka ufak yumuşak mahluklar, sümerce, çivi yazısı, hamurabi, oyuncu olma hayellerin var sonra, iki tane özel kurs, üç tane oyunda yan roller, kahve, güzel şarap, senin dünyan bu, cici kız dünyası”
1 Temmuz 2012 Pazar
ÇOĞUNLUK
Çoktandır izlemek istediğim bir filmdi. D&R'da uygun fiyatla görünce almadan edemedim. Tam da zamanına denk gelmiş diye düşünüyorum, tam da bizden farklı olan kötüdür düşüncesinin yıldönümündeyken, o acı olayın tekrar yürekleri sızlattığı, insanlığın birkez daha öldürüldüğü bir zamanda izledim bu filmi. Yıllar geçse de unutulmayacak olaylar yaşadı bu ülke, tarihi değiştiren,
gözleri yaşartan, kalpleri parçalayan... Umarım artık kardeşçe yaşamak
dışında şansımız olmadığını anlayabilecek kadar olgunlaşmışızdır millet
olarak.
Çoğunluk, bol ödüllü bir film olmasıyla ilgimi çekmişti ilk önce sonra da konusu... Yine yaşama bir ayna tutulmuş, yine yaşananların kurgu olmasına rağmen olayların gerçekliği insanın içini acıtıyor. Filmde şimdilerde Yalan Dünya'dan tanıdığımız Bartu Küçükçağlayan başrolda. Mertkan basit bir hayat yaşamaktadır. Zengin bir adam olan babası her ne kadar onun hayatını zorlaştırsa da bir eli onun üzerindedir. Öylesine başladığı bir ilişki onu bir seçim yapmaya zorlar ve o kolay olanı mı zor olanı mı seçecektir?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













