15 Mayıs 2014 Perşembe

....

Aslında söyleyecek o kadar şeyinin olup hiçbir şey söyleyememek, içinden geçenleri ifade edecek söz bulamamak belki... Birkaç senedir sayelerinde zorunlu olarak öğrendiklerimize maden ocağıyla ilgili bilgiler de eklendi. 250 bin dolara alınabilecek bir yaşam odasının en az 40 işçiyi kurtarabileceğini ama para babalarımızın senede bir değiştirecekleri lüks arabanın 40 hayattan daha değerli olduğunu da... Ne de olsa çok fazla insan var sırada bekleyen ölmek için. Fakirin kaderi bu, ÖLMEK...

4 Mayıs 2014 Pazar

72. KOĞUŞ ve AMERİKAN RAPSODİ

Pazar günü film izlemek isteyenler için tavsiye edebileceğim iki film. 72. Koğuş'la başlayalım. Orhan Kemal'in aynı adlı eserinden sinemaya aktarılmış bir film. Başrollerde Yavuz Bingöl, Hülya Avşar, Kerem Alışık, Songül Öden var. Daha önceki sinema filminde kaptanı Kadir İnanır canlandırmış, onu izlemediğim için bir karşılaştırma yapamayacağım. Genel olarak beğendiğim bir film oldu. Yavuz Bingöl'ün Karadeniz şivesinden zaman zaman kopmasına rağmen rolünü güzel yaptığını düşünüyorum. Hülya Avşar için ise aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Film süresince Hülya Avşar gençken daha iyi rol yapıyordu diye düşünmeden edemedim. Songül Öden'den bahsetmeden geçemeyeceğim. İlk kez Gümüş dizisinde izlemiştim Songül Öden'i ve hiç beğenmiyordum kendini de, oyunculuğunu da... Gel zaman git zaman bu düşüncem değişmeye başladı. Hatta Umutsuz Ev Kadınlar'ına denk geldiğimde bazen sırf onun sahnesi için baktığım oldu. Bu filmde ise rolüne cuk oturmuştu. O kadar güzel ve masumdu ki... Ve büyük usta Ahmet Mekin, sadece gözlerle nasıl rol yapılabileceğini bir kez daha sayesinde görmüş olduk. Keşke ustayı, projelerde daha çok görebilsek. 1940lı yıllarda yokluk, açlık içindeki bir koğuş, yiyecek bir lokma ekmeğe bile hasret insanlar, açlığın insanı düşürdüğü durumlar ve bundan yararlanan insan müsveddeleri... Filmi izledikten sonra yorumlara baktığımda kitapta olmayan tecavüz sahnesinin filme eklendiğini ve bununla prim yapılmaya çalışıldığını okudum. Halbuki bu sahne olmadan da anlatılanlar dikkat çekici ve rahatsız ediciydi. Filmi izlememiş ve henüz kitabı okumamışlara kitabı okuduktan sonra filmi izlemelerini tavsiye ederim. 

"Açlığın olduğu yerde zalim, zalimin olduğu yerde açlık vardır."
 

"Hayat dediğin alçak bir kapı.öyle ki geçmek için eğilmek gerekir.İnsan gibi insan olan eğilmez.Vurur kazmayı kapıya yıkıp geçer. Lakin beş parmağın beşi bir değil. Kimine sürünmek bile dokunmaz, hayatın imtihan kapılarından geçsin yeter."

 Diğer filmimiz Amerikan Rapsodi, uzun zamandır bu kadar odaklanarak film izlememiştim. Gerçek bir hayat hikayesine dayanan filmde, Macaristan'da Stalin'in hüküm sürdüğü dönemlerde, Macaristan'dan Amerika'ya kaçmak zorunda kalan bir ailenin geride bebeklerini bırakmaları anlatılıyor. Bebek, büyükannesi tarafından bir aileye emanet ediliyor. Aile, küçük kıza kendi kızları gibi bakıyor ve onu çok seviyorlar. Kız 6 yaşına geldiğinde ise artık gerçek ailesinin yanına dönüyor. Küçük kızın gerçek ailesine, onların çevresine alışmaya çalışması, Macaristan'daki ailesini özlemesi, büyüdükçe gerçekte ait olduğu yeri bulmaya çalışması bu sırada annesiyle yaşadığı çatışmalar çok güzel verilmiş. Film boyunca gözyaşlarımı tutamadım, Macaristan'da kıza kendi çocukları gibi bakan aileye ayrı üzüldüm, kızın gerçek ailesine ayrı, kıza ayrı... Çok güzel bir filmdi, izlememiş olanlara tavsiye eder; huzurlu, neşeli, güzel bir Pazar günü dilerim. 





27 Nisan 2014 Pazar

DARA GEZİSİ-ANADOLU QUARTET KONSERİ




Mardin etkinlik sayfasında Anadolu Quartet adlı bir grubun konser ilanı vardı. Google'da grubun müzik videosunu bulup izlediğimde çok hoşuma gitti. Tarihi ve ulaşımı bana uygun olmadığı için arkadaşım Evrim'e haber verdim belki gitmek ister diye. O da bir arkadaşıyla gitmeye karar vermişti, ancak arkadaşının bir işi çıkınca ve Midyat'tan konser için minibüs ayarlanacağını duyunca bana gelmek isteyip istemeyeceğimi sordu. İkiletmeden kabul ettim, iyi ki de etmişim çünkü çok güzel bir gün geçirdik. İlk olarak Dara Antik Kentine uğradık. Dara Antik Kenti, Mardin Nusaybin yolu üzerinde bulunan Mezopotamya'nın en eski yerleşim yerlerinden biri. Bizanslılardan kalma. Çalışmaların devam etmesi nedeniyle kapalı olan kısımlar olsa da orayı görmek, tarihin izini sürmek çok güzel oldu. Daha sonraki durağımız Mardin Kasımiye Medresesi oldu. Artuklular dönemine ait, zamanının önde gelen medreselerinden biriymiş Kasımiye Medresesi. İçerisinde bir de türbe bulunmakta ama kime ait olduğu yazmıyordu ya da ben göremedim. 
 Kasımiye Medresesinden ayrdıldıktan sonra bir restoranda yemek yeyip yolculuğumuzun asıl amacı olan Anadolu Quartet konserinin yapılacağı Mardin Artuklu Üniversitesine doğru yol almaya başladık. Anadolu Quartet grubu hepimizin bildiği Anadolu türkülerini modern bir üslupla yorumlayan bir grup. Doğudan Batıya, Kuzeyden Güneye çeşitli türküleri batılı enstrümanlardan dinlemek çok farklı bir deneyimdi. Bu deneyimi paylaşmak isteyenleri buradan alalım :) Biraz hüzünlenerek biraz gülümseyerek bedenimiz o koltukta, aklımız o türkülerin asıl söylendiği yerlerde iken geçen iki saatin ardından; sanatın insanlar için vazgeçilmez olduğunu birkez daha hissettim.


SARALLELİ AĞIZDA DAĞILAN KOLAY KURABİYE

Ne zaman bloğumu artık ihmal etmeyeceğim, hergün olmasa da birkaç günde bir yazı gireceğim diye niyetlensem bir türlü olmuyor. Internet problemimin 1 haftada çözülmesi (bu süre saç baş yolumuyla geçmiştir), annemlerin beni ziyarete gelmesi ardından okuldaki çalışmalar derken bloğu iyice boşladım ama sizinle paylaşacaklarımı bir kenarda biriktirmeye devam ediyorum, fırsat buldukça yazılarımı hazırlayacağım. Şimdi pazar gününe yakışan mis gibi bir kurabiye tarifi paylaşmak istiyorum sizinle. Kurabiye yapmak genelde risksiz gelir bana, özellikle kekin kabardı mı kabaracak mı içi tam pişti mi pişmedi mi ikilemlerini yaşatması nedeniyle risk almak istemediğim durumlarda kurabiye benim kurtarıcım oluyor. Evde olan malzemeleri kullanarak biraz bundan koyayım biraz da şundan diyerek yaptığım bir kurabiye oldu ama tadını çok beğendim. Denemek isteyenler için: 
Malzemeler
Yarım paket margarin (ben Becel tereyağlıyı kullandım)
Yarım kutu kaymak (çabuk bozulduğu için kalanı bu şekilde değerlendirdim)
2 yemek kaşığı Saralle Bitter (Nutella ya da evde ne varsa kullanılabilir)
Yarım su bardağı pudra şekeri (Saralle şekerli olduğu içinbu kadar şeker kullandım)
1,5 çay bardağı pirinç unu (buğday nişastası falan da olabilir, kurabiyeye kıyır kıyır tadını bu verdi)
1 pk. vanilya, 1 pk hamur kabartma tozu
Alabildiği kadar un
Önceden ısıtılmamış fırında 150-160 derecede 13-15 dak pişirmek yeterli oluyor. Sütün, kahvenin, çayın yanına yakışır esmer güzeliniz hazır :)



3 Nisan 2014 Perşembe

MİDYAT

Zaman ne de çabuk geçiyor... Anlamadan Nisan geldi bile, her ne kadar havalar tam da bahar sıcaklığına kavuşmamış olsa da güneşli günler ve kuşlar baharın geldiğini söylüyorlar. Son zamanlarda ülkenin gündemi, olaylar kafamı çok meşgul ettiği için yeni bir yazı yazmak için zihnimi toparlamak istedim. Merak etmeyin uzun, veryansın dolu bir yazı olmayacak bu ama şunu demeden geçmek istemiyorum umarım gelecekte şaibesiz, futbol maçı ayarında olmayan, yasakların gölgelemediği seçimler görürüz.
Şimdi gelelim yazımızın asıl konusu olan Midyat'a... İnsan neden yaşadığı yerin tadını çıkarmayı hep erteler anlamıyorum, İstanbul'da da böyleydi bir gün gitmek lazım diye ertelediğim o kadar yer var ki anlatamam ki kaç senedir oradayız. Midyat'ta da böyle oldu, burayı da ancak yeni gezebildim. Şimdi gördüğüm, gezdiğim yerleri sizinle paylaşmak boynumun borcu :)
İlk durağımız Shmaya Otel... Facebook Midyat öğretmen gruplarında bir öğretmenin profil resminde gördüğüm manzarayı çok beğenince, hemen arkadaşım Evrim'e gönderdim, belki biliyordur diye ama o da bilmiyormuş, o öğretmen arkadaşla iletişime geçip oranın Shmaya otel olduğunu öğrendik. Ertesi gün planımızın ilk ayağı orası oldu. Kafe bölümüne çıkıp birer kahve söyledik. Manzara enfes ama biraz sessiz gibi geldi bana müzik falan yoktu belki de henüz sezon olmadığından biraz cansızdı bilemiyorum ama geri kalan her şey çok güzeldi.
Kahvelerimizi içtikten sonra Konuk Evine gitmek üzere kalktık. Yolda Turizm Ofisine denk geldik, Midyat'la ilgili bir broşür aldık. İçeride Midyat'ta yapılan çok güzel şallar vardı. Onlara bakmadan çıkamazdık tabii ki :)

Son durağımız Konuk Evi'ydi. Konuk Evi; Sıla, Adını Kalbime Yazdım gibi dizilere ev sahipliği yapmış çok güzel bir konak. 1 lira giriş ücreti var, içeride Midyatlı kadınların yapmış olduğu fularlar, şallar, yazmalar satılıyor. Biz gezerken aşağıda Adını Kalbime Yazdım dizisi çekiliyordu, biraz baktık.
Ve güzel bir günden hatıra fotoğraflarla yazımı sonlandırıyorum. Kısa zamanda görüşmek dileğiyle :)




8 Mart 2014 Cumartesi

MR SELFRIDGE, MY MAD FAT DIARY, REIGN

Son zamanlarda severek takip ettiğim yabancı dizilerim. Aslında uzun süreli, çok bölümlü yeni bir dizi bulmak çok istesem de bir türlü istediğim özelliklerde bir dizi bulamadım. Şimdi size bahsedeceğim bu diziler çok güzel ama en fazla 2 sezonu çekilmiş diziler, o yüzden uzun soluklu dizi arayanlar için yeterli gelmeyebilirler.
Mr. Selfridge'le başlayalım: Amerikalı Mr. Selfridge, İngiltere'de büyük bir kıyafet mağazası kurar, o mağazada çalıştıracağı kişileri de özenle seçer. İlk önce maddi sıkıntılarla mücadele eden mağaza daha sonra İngiltere'nin en gözde mağazalarından biri olur. 1800lü yıllardaki İngiltere'den kesitler, kadınların hakları için mücadeleleri, zamanın moda anlayışı, sendikal hareketlerin başlamasından örnekler sunan dizi aynı zamanda Mr. Selfridge'in ailesi, özel hayatı ve çalışanlarıyla olan ilişkilerini de anlatıyor. Tarihi dizi sevenlere özellikle tavsiye ederim.

Diğer bir dizimiz My Mad Fat Diary, komedi-dram türünde bir dizi. Ergenlik çağındaki Rae'in ruhsal gel gitleri, kilolarıyla başa çıkmaya çalışırken arkadaş grubuna uyum sağlama çabaları anlatılıyor. Güzel bir gençlik dizisi ama biraz toz pembe çizilmiş her şey. Rae'in popüler arkadaş grubuna hemen dahil edilmesi, gruptaki en yakışıklı çocuğun ona aşık olması... Keşke dizideki gibi insanlar şekilci olmasa...


Ve Reign... İskoçya kraliçesi Mary'nin, Fransa veliahtı Francis'le 6 yaşında yapılan nişanının bir sonucu olarak Fransa sarayına gelmesi ve kendisini türlü entrika içinde bulmasıyla ilgili. Diziyle ilgili okuduğum yorumlarda tarihin saptırıldığı ve dizinin aşk meşk olayına çok fazla eğildiğinden bahsediliyordu. Bir de birçok kişi dizide kullanılan müzikten rahatsız olmuş, okuyana kadar fark etmemiştim ama hakkaten günümüz müzikleri kullanılıyor. Dizide izlemekten zevk aldığım şeylerden biri de Mary'nin ve nedimelerinin kıyafet ve takıları. Dizi ise bence kendini izlettiriyor. Sarayda dönen oyunlar, insanların birbirlerine inceden inceye ya da açık açık laf sokması, Mary'nin bir Bash'e bir Francis'e yönelmesi işleri heyecanlı kılıyor. (Bundan sonrasını diziyi izleyecekler okumasın, spoiler içerir) Gerçi son bölümde artık Mary'den iyice tiksindim hele Francis'e koşup: "Ay ben aslında seni seviyormuşum" demesi eh artık pes dedittirdi.

23 Şubat 2014 Pazar

CANIM ÖĞRETMENİM




Film biter bitmez yazayım dedim çünkü zaman geçince o duygu yoğunluğu kalmıyor. Öğretmenlerinin okulda intiharıyla sarsılan bir sınıfın, yeni gelen öğretmenleriyle normale dönme çabaları filme konu olmuş. Öğretmenlerini çok seven sınıfla yeni öğretmen Beşir arasındaki zamanla gelişen sevgi ve bağlılık çok içtendi. Sınıftaki diyaloglar, her şeyin fazla kontrollü oluşu ister istemez ülkemizle karşılaştırma yapmama neden oldu. Filmin ilerleyen zamanlarında acı çekenlerin sadece öğrencilerin olmadığını Beşir'in de ülkesinde kalan yaraları olduğunu görüyoruz. Dokunaklı, duygusal, güzel bir filmdi.

17 Şubat 2014 Pazartesi

HAVUÇLU CEVİZLİ KEK


Küçükken annem kek yaptığında kekin kapta kalan kısmını sıyırmayı dört gözle beklerdim. Hatta anneme keki çiğ yeme teklifinde bile bulunmuşluğum bile vardı ve tabii ki reddedilmiştim. O gün demiştim büyüyünce kek hamuru yapacağım ve hepsini öyle yiyeceğim diye :) Büyüyünce insanın hayalleri de değişiyor, ehem ehem ne diyorduk hah havuçlu kek :) Bugün yine hamaratlığım tuttu ve canım da kek isteyince (sonuçta hiçbir hazır ürün evde yapılan mis kokulu bir kek kadar cazibeli olmuyor) kendimi mutfağa attım. En sevdiğim keklerden biri havuçlu kek, dışarıda çok yemişliğim vardır ve evde birkaç başarısız deneyimim olunca uzun süredir havuçlu kek işinden uzak duruyordum. Bugün kaç zamandır aklımda olan havuçları rendeledikten sonra iyice sıkma fikrini uygulamaya karar verdim ki bingooo işte buymuş harika bir kekim oldu :) Kek tarifim klasik her zaman uyguladığım kek tarifi (merak edenleri buraya alalım) ekstradan ceviz kırığı, 2 tatlı kaşığı tarçın (bir dahakine biraz daha koyabilirim) ve bir tane rendelenmiş, suyu iyice sıkılmış havuç. İşte bu kadar. Denemek isteyenlere şimdiden afiyetler olsun der, şimdilik aranızdan ayrılır, esenlikler dilerim :)

15 Şubat 2014 Cumartesi

MAC Hot Tahiti



Makyaj postu girmeyeli çok oldu. Daha önce hiç MAC rujum olmamıştı. Çok sık ruj kullanmadığım ve genelde balm kullanan biri olduğum için aslında rujda markaya çok da takmazdım, dım diyorum, çünkü MAC fikrimi oldukça değiştirdi. Bir süredir baktığım rujlar arasından bir renk seçmek hiç de kolay olmadı. O kadar güzel ve çeşitli renkler vardı ki ama en sonunda Hot Tahiti'de karar kıldım. İnternetten aldığım için (Dermomarketi tercih ettim yine), rengini araştırırken epey bir karşılaştırma yaptım, dudakta duruşundan daha çok cilt üzerinde yapılan swatchlara dikkat ettim ve gerçekten beklediğimden de güzel bir renkle karşılaştım. Ayrıca kalıcılığı, yumuşaklığı bir harika. Rengi de tenime çok gitti. Hafif göz makyajı (hatta sadece rimel) ve azıcık allık bir de hot tahiti günlük makyajımın gözdesi oldu. Hot Tahiti ile hoş bir makyaj videosu da buldum ama gündelik değil egzotik bir makyaj, denemeye cesareti olanlar TIK TIK.

14 Şubat 2014 Cuma

THE YOGURT MAN COMETH

Sınav hazırla, oku, notları gir, yolculuk için hazırlık yap, on beş tatil derken uzun zaman oldu bir şeyler paylaşmayalı. Her güzel şey gibi tatil de sona erdi ve tekrar Midyat'a döndüm. Tatilin bitmesi değil de eşimden, evimden ayrılmak zor geldi daha çok ama sağolsun İstanbul'daki bitmek tükenmek bilmeyen yol çalışmaları... Uçağa geç kalma endişesiyle kan ter içinde kalınca ne hüzün kaldı ne bir şey. Koştura koştura gittiğim havaalanına zamanında yetiştim neyse ki. Şimdi de yavaş yavaş uyum sağlamaya başladım. Pencereleri açıp evi havalandırdıktan sonra alışverişe çıkıp eve bir şeyler alınca ev sanki yaşamaya başladı :) Neyse postumuzun konusu olan bu güzel kitaba gelelim aslında ara tatilden önce bitirmiştim ama vakit bulamadım buraya yazmaya. Amerikalı bir öğretmenin Ankara'da öğretmenlik yaparken yaşadıkları, Türkiye üzerine gözlemleriyle ilgili anı-öykü türünde bir kitap. Özellikle Türkçe'de şaşırdığı şeyler çok ilginç geldi bana, fark etmediğim zorlukları fark ettim sayesinde. Türk kültürüyle ilgili tespitleri, kendi kültürüyle Türk kültürünü karşılaştırması, öğrencilerin ve okuldaki öğretmenlerin tavırları ve davranışları oldukça esprili bir şekilde sunulmuş. Okuması kolay, eğlenceli, öğretici bir kitaptı; tavsiye edilir :)

19 Ocak 2014 Pazar

HASANKEYF

Yıllardır hayalini kurduğum Güneydoğu turuna Midyat'a atanmamla başlamış bulundum. İnsan bazen bir şeyleri isterken dileklerini ya çok geniş tutuyor ya da dar. Atamadan birkaç gün önce Hükümet Kadın 1 filmini izliyordum ve "Yaaa ben Mardin'i görmeyi çok istiyorum" dedim ve Allah sesimi duymuş olacak ki Mardin'e atandım. Midyat'ta bulunduğum sürece bölgedeki merak ettiğim tüm illeri ve yerleri gezmek istiyorum. Hasankeyf de bunlardan bir tanesiydi, okuldan arkadaşımla sabah erkenden Batman minibüsüne binerek yolculuğumuza başladık. 45 dakikalık kısa bir yolculuktan sonra Hasankeyfe vardık. Minibüsten iner inmez olağanüstü, mistik bir hava karşıladı bizi. Her baktığımız yerde tarih, her gördüğümüz manzarada davet vardı.
Hasankeyf'in küçük çarşısından geçerek gezimize başladık. Gezimizi tamamladıktan sonra bir şeyler almaya karar verdik. Sezon olmadığı için çok fazla çeşit yoktu dükkanlarda ama bir şal ve heybe çanta alarak Hasankeyf hatıralarımı edinmiş oldum :)
Çarşının içinden geçtikten sonra bir iki kafenin içinden de geçerek Kasır Rabi'ye ulaşıtık. Burası eski bir mağara ev. Yanımızda bize yardımcı olan kişi burda Hakan Balamir ve Fatma Girik'in oynadığı Kuma filminin çekildiği bilgisini verdi, aklımın bir köşesine yazdığım filmi ilk fırsatta izlemeyi düşünüyorum.
Daha sonra geldiğimiz yönün aksi istikametine doğru yürüyerek doğa ve tarih soluduk aynı anda. Aslında daha önceleri kaleye de çıkılıyormuş ama birkaç senedir kale kapalıymış. O yüzden kaleye çıkıp etrafı daha iyi görebilme hevesimiz ne yazık ki kursağımızda kaldı.


Soluklanmak için Yolgeçen Hanı'nı seçtik. Çok hoş, otantik, Hasankeyf manzaralı bir kafe... Servis güzel, garsonlar cana yakın, Türk kahvesinin tadı da süper; fiyatlar biraz turistik olsa da manzara ve hoş geçirilen vakte feda olsun dedik.


Saatin nasıl geçtiğini anlamadık ama gitme zamanı geldi. Birgün sular altında kalacak olmasının üzüntüsü içimizde bu büyülü yerden ayrıldık.


12 Ocak 2014 Pazar

47 RONİN







Çoktandır sinemaya gitmiyordum. Hobbit'in 2. filmini izlemek istesem de saat olarak daha uygun olan Ronin'de karar kıldık. Japon kültürünü çok sevmekle beraber adetleri, inanışları, düşünce yapıları bizim kültüre biraz uzak olduğu için olacak filmde bazı yerlerde kopmalar yaşadım :) Özellikle kişi isimlerini otutturmak biraz zamanımı aldı. Film haksız yere öldürülen efendilerinin öcünü almak içi yola çıkmış samuraylarla ilgili. Şimdi diyeceksiniz Keanu Reeves filmin neresinde? Kendisi ormanda şeytanlar tarafından büyütülmüş samuray unvanı yakıştırılmayan ama yürekli bir savaşçı olarak karşımıza çıkıyor. Tabii ki asıl kızımızın da sevgilisi. 
Film boyunca doğaüstü olaylar ve canavarlarla da haşır neşir oluyoruz ama hepsi öyle kararında olmuş ki insanı rahatsız etmiyor. Güzel bir filmdi, sinemada izlemek isteyenler kaçırmasınlar derim.

1 Aralık 2013 Pazar

ÜÇ FİLM DAHA :)

Burada havalar çok erken kararıyor ve dışarıda yapacak bir şey olmadığı için film, örgü, kitap ve dizi, sırayla ya da karışık beni eğlendiriyorlar :)
İlk filmimiz bir Kore filmi, Bin Jip, Türkçesi Boş Ev. Adından çok söz edilen bir film olduğu için aklımdaydı. Herkes Bin Jip süper, Bin Jip harika deyince ister istemez akılda kalıyor. Kötü bir film mi değil ama benlik pek değildi izlerken çok ara verdim ordan da beni sarmadığını anladım ama bitirdim yine de aferin bana :) Bir çocuk evlere ilan yapıştırıyor ve akşam o evleri tekrar dolaşıyor eğer ilan alınmamışsa evin boş olduğunu anlıyor ve o eve girip bir şeyler yiyor içiyor, çamaşırları falan yıkıyor, dergi okuyor sanki kendi eviymişcesine, artık ne tarz bir deliyse :) Birgün girdiği bir evde tam bu faaliyetlerini sürdürürken eşiyle tartışmış ve dayak yemiş bir kadının yani evin sahibesinin onu izlediğini fark ediyor. Kadın hiç ses çıkarmıyor, o arada eşi geliyor ve olaylar gelişiyor. Yani anlamsız bir film gibi geldi bana, mesajsız, öylesine çekilmiş ama yine de bilmem beğenenlerin vardır bir bildiği siz de bir bakın derim.

İkinci filmimiz bir Türk filmi, Vücut. Bir ara özellikle özel sahneleri olması nedeniyle çok konuşulmuştu. Zaten konuşulmasa şaşardım ki bence filmin konusuna göre gayet usturuplu olmuş sahneler. Hatice Aslan'ı yıllardan beri izliyorum ve onun güzelliği, oyunculuğu beni çok etkiliyor. Eski bir porno oyuncusu Leyla ile genç İzzet'in yolları kesişir. Film hayattan bir kesit sunuyor bize, olayların kesin bir sonlanması yok bize tahmin hakkı veriyor bu yönden güzel ama birkaç noktada eksiklik hissettim hikayede her ne kadar şimdi tanımlayamasam da öyle ama genel olarak güzel bir filmdi.
Son filmimiz biraz önce izlediğim ve çok beğendiğim Dilber'in 8 Günü. Yine ne izlesem krizlerine girmiştim ki gözüme bu film takıldı. Dur azıcık bakayım dedim sonra da aaa Mardin'e ne kadar benziyor diye düşünürken filmin Mardin'de çekilmiş olduğunu öğrendim. Güzel Dilber, çocukluk aşkı Ali'yle evlenme hayalleri kuruyordur. Ali'nin babası ise onu başka biriyle evlendirmeye karar vermiştir. Dilber bu işe karşı çıkar ama Ali de yanında durmayınca, dağın arkasından ilk gelen kişiyle evleneceğine dair yemin eder. İşte bu noktada dağların arkasından gelen Mehmet (Fırat Tanış) hikayeye dahil olur. Mehmet'in bacağı sakattır, kimsesi yoktur. Şimdiye kadar kimse ona kız vermemiştir. Teklifine olumlu yanıt alınca düşüp bayılır. Filmin başında bir mahkeme sahnesi vardı, tahminlerde bulundum o sahneyle ilgili sonra ilk tahminim değişti. Çok esaslı bir filmdi, insanın içini ısıtan. Kesinlikle izleyin derim. Sevgiler ve sendromsuz pazartesiler :)