İlk bir blogger'ın sayfasında gördüm Tavsiye Kanalını... Nedir, ne değildir biraz baktım ve fikir çok hoşuma gitti. Denemeniz için size belli markaların ürünlerini gönderiyorlar ve bunun üzerine hem o ürünü denemiş oluyorsunuz hem de çevrenizdekileri o ürün hakkında bilgilendiriyorsunuz. Yani reklamcılık-pazarlama sektörünün az da olsa tozunu yutmuş oluyorsunuz :) Bir iki gün önce katıldığım kampanyadan paketim geldi. Ülker Teremyağın yanında şirin bir önlük, bir kaç tane tarif defteri ve nefis mamaların tarifi bulunan bir tarif kitapçığı da vardı. En kısa zamanda Teremyağ ile yaptığım tarifimi ve ürünle ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım Tavsiye Kanalıyla tanışmak isteyenler buraya tıklasınlar lütfen :) Sevgiyle kalın.
17 Nisan 2013 Çarşamba
4 Nisan 2013 Perşembe
ŞU SIRALAR TAKİP ETTİĞİM DİZİLER
Çok uzun zamandır yabancı dizi tanıtımı yapmıyorum. Bir dizide aradığım kriterler fazla olunca bazen dizi bulmakta zorluk çekiyorum ve bu sırada büyük bir yoksunluk yaşıyorum :) Çok uzun zamandır izlediğim "House"u bitirdikten sonra epeydir istediğim gibi uzun süreli bir dizi bulamadım ama şu sıralar bulmasam bir yandan da iyi olacak çünkü yine "kpss yolları taştan" durumum var o yüzden uzun süreli bir diziye yaza kadar sarmamayı düşünüyorum. Neyse efenim şimdi devam eden dizilerden beğendiğim birkaç tanesini sizinle paylaşmak istedim. Belki istediği gibi bir dizi bulamayan vardır benim gibi.
The Vikings dizisiyle başlayalım. Vikinglerin, batıdaki Anglo Sakson (şimdinin İngiltere'si) topraklarına yapmış oldukları keşifler konu alınmış. Keşif dediysem öyle kendi halinde haa burda yeni bir dünya varmış aman ne güzel değil; adamlar, Moğollar gibi girdikleri yeri yağmalıyorlar. O yüzden şimdilik kendilerine sempati besleyemedim, Anglo Saksonların tarafındayım :) Gerçi İngilizler yıllar sonra burda öğrendiklerini sömürge topraklarında uygulayarak hiç acınmaya değer olmadıklarını da gösteriyorlar da neyse yufka yürekliliğime verin. Ragnar asıl adamımız ve karısına bayıldım. Güzel, kuvvetli ve vahşi... Bir de bunların başında Earl diye bir adam var ki o da düşman başına arkadaşlar neyse hele bir izleyin bence beğeneceksiniz. Bu arada Vikinglerin pagan inanışı hakkında da güzel göndermeler var yani hem eğleneceksiniz hem öğreneceksiniz :)
İkinci dizim The Following. Bilmem polisiye dizileri sever misiniz? Ben böyle bulmacalı, katil-polis kovalamacası olan filmdir, dizidir çok severim. İşte bu dizi buna yeni bir soluk getirmiş. Joe Caroll; yakışıklı, başarılı bir edebiyat profesörü, güzel bir karısı var ama adam psikopat. Öğrencilerinden güzel olanları ve onu anladığını düşündüklerini, Edgar Allan Poe şiirlerinden esinlenerek öldürüyor. En sonunda yakayı ele veriyor ve karısı ne pis bir herifle evlendiğini gördükten sonra FBI ajanı Ryan Hardy'le yakınlaşıyor. Bu arada hapishanede olan Joe boş durmuyor, kendine ilgi duyan hayranlarından bir grup oluşturmaya başlıyor ve o içerdeyken hayranları onun için cinayet işlemeye başlıyor. Bazı yerlerinde mantık hataları olsa da (FBI'ın çok tehlikeli yerlere Ryan Hardy ile birlikte en fazla bir iki adamı göndermesi, Joe Caroll'ın bu gruptaki insanlarla hapishanede başkaları dinlemeden konuşması vs.), heyecanlı bir dizi arayanlar için birebir.
Ve son olarak Bates Motel, Alfred Hitchcock'un filmi Sapık'tan önce yaşananlarla ilgili. Güzel Norma, kocası öldükten sonra icradan bir otel satın alır. Oğlu Norman'la birlikte yeni bir hayata başlamak ister. Ama her şey o kadar kolay değildir. Anneyle oğulun ilişkisi biraz tuhaf. Kocasının ölümü de şüpheli geldi bana ama henüz bir şeyler belli değil. Kasaba da onlardan tuhaf, garip garip işler dönüyor. Yine gizemli ve ilginç bir dizi bence. İzlenmeye değer ya da en azından denemeye değer.
The Vikings dizisiyle başlayalım. Vikinglerin, batıdaki Anglo Sakson (şimdinin İngiltere'si) topraklarına yapmış oldukları keşifler konu alınmış. Keşif dediysem öyle kendi halinde haa burda yeni bir dünya varmış aman ne güzel değil; adamlar, Moğollar gibi girdikleri yeri yağmalıyorlar. O yüzden şimdilik kendilerine sempati besleyemedim, Anglo Saksonların tarafındayım :) Gerçi İngilizler yıllar sonra burda öğrendiklerini sömürge topraklarında uygulayarak hiç acınmaya değer olmadıklarını da gösteriyorlar da neyse yufka yürekliliğime verin. Ragnar asıl adamımız ve karısına bayıldım. Güzel, kuvvetli ve vahşi... Bir de bunların başında Earl diye bir adam var ki o da düşman başına arkadaşlar neyse hele bir izleyin bence beğeneceksiniz. Bu arada Vikinglerin pagan inanışı hakkında da güzel göndermeler var yani hem eğleneceksiniz hem öğreneceksiniz :)
İkinci dizim The Following. Bilmem polisiye dizileri sever misiniz? Ben böyle bulmacalı, katil-polis kovalamacası olan filmdir, dizidir çok severim. İşte bu dizi buna yeni bir soluk getirmiş. Joe Caroll; yakışıklı, başarılı bir edebiyat profesörü, güzel bir karısı var ama adam psikopat. Öğrencilerinden güzel olanları ve onu anladığını düşündüklerini, Edgar Allan Poe şiirlerinden esinlenerek öldürüyor. En sonunda yakayı ele veriyor ve karısı ne pis bir herifle evlendiğini gördükten sonra FBI ajanı Ryan Hardy'le yakınlaşıyor. Bu arada hapishanede olan Joe boş durmuyor, kendine ilgi duyan hayranlarından bir grup oluşturmaya başlıyor ve o içerdeyken hayranları onun için cinayet işlemeye başlıyor. Bazı yerlerinde mantık hataları olsa da (FBI'ın çok tehlikeli yerlere Ryan Hardy ile birlikte en fazla bir iki adamı göndermesi, Joe Caroll'ın bu gruptaki insanlarla hapishanede başkaları dinlemeden konuşması vs.), heyecanlı bir dizi arayanlar için birebir.
Ve son olarak Bates Motel, Alfred Hitchcock'un filmi Sapık'tan önce yaşananlarla ilgili. Güzel Norma, kocası öldükten sonra icradan bir otel satın alır. Oğlu Norman'la birlikte yeni bir hayata başlamak ister. Ama her şey o kadar kolay değildir. Anneyle oğulun ilişkisi biraz tuhaf. Kocasının ölümü de şüpheli geldi bana ama henüz bir şeyler belli değil. Kasaba da onlardan tuhaf, garip garip işler dönüyor. Yine gizemli ve ilginç bir dizi bence. İzlenmeye değer ya da en azından denemeye değer.
30 Mart 2013 Cumartesi
HANDAN-HALİDE EDİP ADIVAR
Bu kitabı okuyalı aylar oldu diyebilirim ama bir türlü fırsat bulup da blogta yayınlayamadım. Kitabın ne zamanda geçtiği konusunda tam olarak bir bilgi olmamasına rağmen Osmanlı'nın son dönemleri diyebilirim. Ana karakterlerimiz kitabın da adından anlaşılabileceği gibi Handan, Handan'ın kuzeninin eşi Refik Cemal, Handan'ın kuzeni Neriman ve Handan'ın eşi Hüsnü Paşa. Kitap Refik Cemal'in arkadaşına yazdığı mektupla başlıyor. Refik Cemal, arkadaşına evleneceği gelin adayından, gündelik yaşama, Neriman'ın dilinden düşmeyen biraz da gıcık olduğu Neriman'ın kuzeni Handan'a kadar birçok konudan bahsediyor. Arkadaşı da aynı muhabbetle ona cevap veriyor. Kitabımızın ana karakteri Handan, çok güzel olmamakla beraber akıllı, kültürlü, meraklı, havalı bir kadın. Yıllar önce vermiş olduğu yanlış bir karar sonucu Hüsnü Paşa'yla evlenmiş ve sonra da mutsuzluk peşini bırakmamıştır. Zamanla Hüsnü Paşa'nın hareketlerine katlanamayacak ve Neriman ve eşinin yanına yerleşecek... Romanın dili sadeleştirilmiş olsa da hala biraz ağırdı gerçi okurken sıkıntı yaşamadım. Kısa sürede bitti, güzel sürükleyici bir romandı ama bana fazla romantik gelmedi değil ama özellikle Türk Edebiyatı sevenlere tavsiye ederim.
29 Mart 2013 Cuma
THE BALM MEET MATTE
The Balm'ın artık denemediğim ürünü kalmadı gibi, özellikle far paletlerini severek kullanıyorum. Meet Matte'yi de alıp almamaya karar verememiştim kadınlar gününde %50 indirim olunca dayanamadım. Pişman da olmadım şu sıralar en çok kullandığım far paleti oldu. Çok hoş, pastel tonlarda, adı gibi mat renkleri barındıran bir palet, günlük kullanıma çok uygun. İndirim olduğunda kaçırmayın derim, normal fiyatına da değecek bir palet eğer renkler ve matlık hoşunuza gittiyse.
28 Mart 2013 Perşembe
ESSENCE OZ THE GREAT AND POWERFUL- FRAGILE BUT FEISTY
Essence'in yeni koleksiyonu Oz The Great and Powerful'dan birçok blogda bahsedildi. Özellikle krem allığı çok merak ettim ama gittiğim Gratis'te yoktu. Çoğunlukla bu ürünlerden çok az mı getiriyorlar yoksa ben mi rastlayamıyorum bilmiyorum ama Essence'in koleksiyonlarında genelde istediğim şeyleri bulamıyorum. Sırf aklıma takılan ürünü bulayım diye bazen birkaç Gratis geziyorum ama genelde kalan ürünler hep aynı oluyor ve eli boş dönüyorum. Hatta bazen koleksiyon kısmında hiç ürün olmuyor. Neyse bu konuda epey veryansın ettikten sonra şimdi bu süper renkteki kalemi tanıtmaya gelelim. Yeşilin farklı bir tonu hafif ışıltıları var, gözümde henüz denemedim ama hoş duracağını düşünüyorum. Bir de mor tonunda bir kalem vardı ama onun rengi epey bir dikkat çekiciydi. Aslında değişik, her yerde olmayan bir mordu ama bu kalemin yarattığı sıcaklığı yaratmadığı için ona elim gitmedi. Yine de mor kalem sevenler bir baksın derim.
FLORMAR 427
Bu ojeyi alalı çok oldu ama ancak şimdi paylaşabildim. Mor-gri arası çok kullanışlı bir renk. Aynı tonda Golden Rose'un ve Sally Hansen'ın da ojesi var. Belki sizlerde de bir tanesi vardır. Baş parmağımaki sticker'ı da Watsons'dan almıştım, hoş bir hava kattı ojenin duruşuna.
27 Mart 2013 Çarşamba
ORTAKÖY- EYÜP SULTAN - PIERRE LOTI TEPESI
Haftasonu arkadaşım geldi Bursa'dan, şansımıza hava pek bir güzeldi. Cumartesi Kadıköy Bahariye caddesindeki mağazaları turladık sonra Ortaköy'e kumpir yemeye gittik. Vapurla karşıya geçerken Kızkulesini fotoğraflamadan edemedim.
Her ne kadar kumpiri pek beğenmediysek de (eser miktarda kaşar peyniri ve tereyağdan olsa gerek), Ortaköy'de deniz kokusunu içimize çekerek hafif güneşin tadını çıkardık. Takıcı ve tokacılara bir göz attık.
Aslında dönerken Karaköy Güllüoğlu'na geçip baklava yemek istiyorduk ama hem kumpirle tıka basa doymuştuk hem de çok geç olmadan eve gidelim dedik.
Ertesi gün rotamızı Eyüp'e çevirdik. Çoktandır Eyüp Sultan'a gitmek istiyordum. Ama bir türlü gidememiştim, arkadaşım sayesinde orayı da görmüş oldum. Sanki İstanbul'dan farklı bir yer gibi geldi bana orası eski evler, dar sokaklar sanki farklı bir dönemdeymişiz gibi hissettim. İlk önce Eyüp Sultan'ı ziyaret ettik ama hala türbenin restorasyonu tamamlanmamış ve camiinin içi çok kalabalıktı. Bana biraz karışık geldi içerisi o yüzden çok bir şey anlayamadım. Restorasyondan sonra tekrar gitmek lazım. Sonra orada kurulmuş küçük tezgahlara göz gezdirdik. Isparta gülünden yapılmış bir krem ve kolonya aldım. Gül kolonyasının kokusuna bayıldım. Eyüp Sultan'a giderseniz kesinlikle bir deneyin derim.Daha sonra teleferikle Pierre Loti tepesine çıktık. İşte bu fotoğrafları teleferikten çektim.
Ve son olarak çaylarımız tabi :)
Her ne kadar kumpiri pek beğenmediysek de (eser miktarda kaşar peyniri ve tereyağdan olsa gerek), Ortaköy'de deniz kokusunu içimize çekerek hafif güneşin tadını çıkardık. Takıcı ve tokacılara bir göz attık.
Aslında dönerken Karaköy Güllüoğlu'na geçip baklava yemek istiyorduk ama hem kumpirle tıka basa doymuştuk hem de çok geç olmadan eve gidelim dedik.
Ertesi gün rotamızı Eyüp'e çevirdik. Çoktandır Eyüp Sultan'a gitmek istiyordum. Ama bir türlü gidememiştim, arkadaşım sayesinde orayı da görmüş oldum. Sanki İstanbul'dan farklı bir yer gibi geldi bana orası eski evler, dar sokaklar sanki farklı bir dönemdeymişiz gibi hissettim. İlk önce Eyüp Sultan'ı ziyaret ettik ama hala türbenin restorasyonu tamamlanmamış ve camiinin içi çok kalabalıktı. Bana biraz karışık geldi içerisi o yüzden çok bir şey anlayamadım. Restorasyondan sonra tekrar gitmek lazım. Sonra orada kurulmuş küçük tezgahlara göz gezdirdik. Isparta gülünden yapılmış bir krem ve kolonya aldım. Gül kolonyasının kokusuna bayıldım. Eyüp Sultan'a giderseniz kesinlikle bir deneyin derim.Daha sonra teleferikle Pierre Loti tepesine çıktık. İşte bu fotoğrafları teleferikten çektim.
Ve son olarak çaylarımız tabi :)
BEBEK YELEĞİ
Örgü serüvenim devam ediyor :) Bu sene bir kaç parça bir şey çıkarabildim. Üç Kadın Üç Moda Zeynep'in oğluşuna yaptığım battaniye bitti ama annem arkasına pazen parça geçireceği için Çorum'da bıraktım. Bitince onu da burdan yayınlayacağım. Bu da bir arkadaşımın bebeği için ördüğüm yelek. Minik minik şeyler örmek çok zevkli hem sıkılmıyorsunuz hem de çok çabuk bitiyor. Modeli kendim oluşturdum öyle mi yapayım böyle mi yapayım derken bu şekilde bir şey çıktı ortaya. Üç dört sıra haroşa ördüm. Sonrası düz örgü. İpim Nako jelibon, gördüğünüz gibi kendinden desenli oldu örgüm. İki yumak aldım ama tek yumak yeterli oldu.
SALLY HANSEN OJELER
Sally Hansen Shall We Dance?
Geçen kadınlar gününde Sally Hansen'da 3 al 2 öde kampanyası vardı Gratislerde. Aslında merak ediyordum Sally Hansen ojeleri ama fiyatları bir oje için fazla geliyordu. Kampanyada olunca artık merakıma yenildim ve bunları aldım. Kalıcılık açısından gerçekten performansları yüksek, diğer markalarda açık renklerde tırnaklarımda dalgalanma oluyordu ama bu renkte (shall we dance) öyle bir şey yaşamadım yani o yönden de çok iyi ancak iki kat sürüldüğünde kuruması zaman alıyor ve benim gibi tez canlılar için hiç uygun değil bu.Ayrıca Küçük şişede olanların fırçasını daha çok beğendim. Tekrar alır mıyım diye sorarsanız çok beğendiğim bir renk olup diğer oje markalarında o renk yoksa alabilirim ama ilk tercih edeceğim marka değil. Diğer renkleri de (tam bir yaz rengi olan twisted pink (küçük şişe), I pink I can (tatlı pembe olanı), flirt adı gibi iç gıcıklayıcı bir bordo:) ve son olarak plum's the world burada kahverengi gibi çıkmış ama aslında çok tatlı bir gül kurusu) en kısa zamanda uygulayıp sizlerle paylaşacağım.
16 Mart 2013 Cumartesi
KURU DOMATES SALATASI
Havalar soğudu :( Halbuki ne güzel ısınmıştı ve ben kışlıkları kaldırmaya bile niyetlenmiştim. Neyse hava durumuna baktım haftaya hava güzel olacak gibi :)
Sizlerle daha önce hazırladığım ama tarifini paylaşmaya vakit bulamadığım bir salatayı paylaşmak istedim oldukça kolay bir salata ama belki de daha önce kuru domatesi, benim gibi, denememiş olanlar vardır. Market rafında görünce bir deneyeyim dedim. Önce kurutulmuş domatesleri (10 tane kadar) kaynayan suyun içine koydum, onları yumuşayana kadar haşladım. Süzdüğüm domatesleri küçük küçük doğradım, içine bir kutu mısır konservesi, yeşil zeytin, ceviz kırığı ve turşu kattım. Ortaya böyle renkli bir salata çıktı.
Sizlerle daha önce hazırladığım ama tarifini paylaşmaya vakit bulamadığım bir salatayı paylaşmak istedim oldukça kolay bir salata ama belki de daha önce kuru domatesi, benim gibi, denememiş olanlar vardır. Market rafında görünce bir deneyeyim dedim. Önce kurutulmuş domatesleri (10 tane kadar) kaynayan suyun içine koydum, onları yumuşayana kadar haşladım. Süzdüğüm domatesleri küçük küçük doğradım, içine bir kutu mısır konservesi, yeşil zeytin, ceviz kırığı ve turşu kattım. Ortaya böyle renkli bir salata çıktı.
24 Şubat 2013 Pazar
SAÇ MASKESİ
Bu sıralar saç bakımına kafayı takmış durumdayım. Allah'tan öyle çok dökülen, cansız saçlarım yok ama çok yavaş uzamaları beni rahatsız ediyor açıkçası. Çok uzun yıllardır saçımı boyatıyorum ve ayrıca bir saç bakımı yapmıyordum ama artık kendi doğal rengime dönmek istiyorum. O yüzden saçlarımın sağlıklı olması için maske yapmaya başladım. Yaklaşık bir aydır haftada bir kere uyguluyorum. Tarifi sizlerle de paylaşmak istedim. İnternetten yaptığım araştırmalar sonucumda oluşturduğum bir tarif oldu bu.
Gerekenler:
1 yumurta sarısı
1 çorba kaşığı bal
1 çorba kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı badem yağı
1 tatlı kaşığı menekşe yağı
1 tatlı kaşığı sarımsak yağı
1 tane evigen ampül
1 tane bepanten ampül
1 tane bemiks ampül
Hepsini karıştırıp saçlarımıza sürüyor, saçlarımızı streç filmle sarıp bir kaç saat bekletiyoruz. Ne kadar çok bekletebilirseniz o kadar iyi. Evigen, Bepanten, Bemiks ampülleri eczaneden aldım (üç kutu toplamda 12,5 lira etti). Sarımsak yağı konusunda uyarmak istiyorum, kokusu çok keskin o yüzden güzel kokulu (ben menekşe yağı tercih ettim) bir yağ ile kullanırsanız o kadar baskın bir koku bırakmıyor saçta, zaten bir iki yıkamaya saçta koku falan kalmıyor. Sonuç olarak daha az dökülen ve güçlü saçlarım oldu, uzama konusunda herhangi bir etkisini henüz görmedim ama düzenli kullanımın işe yarayacağını düşünüyorum.
Gerekenler:
1 yumurta sarısı
1 çorba kaşığı bal
1 çorba kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı badem yağı
1 tatlı kaşığı menekşe yağı
1 tatlı kaşığı sarımsak yağı
1 tane evigen ampül
1 tane bepanten ampül
1 tane bemiks ampül
Hepsini karıştırıp saçlarımıza sürüyor, saçlarımızı streç filmle sarıp bir kaç saat bekletiyoruz. Ne kadar çok bekletebilirseniz o kadar iyi. Evigen, Bepanten, Bemiks ampülleri eczaneden aldım (üç kutu toplamda 12,5 lira etti). Sarımsak yağı konusunda uyarmak istiyorum, kokusu çok keskin o yüzden güzel kokulu (ben menekşe yağı tercih ettim) bir yağ ile kullanırsanız o kadar baskın bir koku bırakmıyor saçta, zaten bir iki yıkamaya saçta koku falan kalmıyor. Sonuç olarak daha az dökülen ve güçlü saçlarım oldu, uzama konusunda herhangi bir etkisini henüz görmedim ama düzenli kullanımın işe yarayacağını düşünüyorum.
KELEBEĞİN RÜYASI
Yılmaz Erdoğan'la ilgili duygularım sık sık değişse de bu filmi merak ediyordum. Ayrıca filmin eşimin memleketinde çekilmesi de merakımızın başka bir sebebiydi. Film 1940lı yıllarda Muzaffer Tayyip ve Rüştü Onur isimli Zonguldaklı iki şairin bir kıza aşık olmalarıyla başlıyor. Muzaffer Tayyip'i Kıvanç Tatlıtuğ canlandırırken, Rüştü Onur'a Mert Fırat hayat veriyor, Yılmaz Erdoğan da onların hocaları olan Behçet Necatigil rolünde. İki şairimiz beğendikleri kıza iki tane şiir vererek kızın hangi şiiri daha çok beğeneceği üzerine bir iddiaya giriyorlar. Ona göre, diğeri aradan çekilecek. Asıl kızımız olan Suzan, zengin bir ailenin tek çocuğu ve verem olan bu iki şairle arkadaşlık yapması babasının hiç hoşuna gitmiyor. Ama kız, şairlerle görüşmeye devam ediyor. Rüştü Onur'un hastalığı ilerleyince hocası Behçet Necatigil'in aracı olmasıyla Heybeliada Sanatoryum'una yatırılıyor. Orada hayatının aşkıyla tanışıyor, diyeyim ve gerisini izlemek isteyenler için gizli bırakayım. Aslında hoş bir filmdi. Ancak çoğu yerde bir Amerikan ya da İngiliz filmi izliyormuşum gibi hissettim: Üç arkadaşın aynı anda bisiklete binme görüntüsü, Kıvanç Tatlıtuğ'un şapkalı hali, müzik bile yabancı film müziği gibiydi. Filmdeki bazı siyasi göndermeler rahatsız ediciydi, bunda dönemimizin gereklerine (!) uyulmuş gibi geldi. Onun dışında oyunculuklar gayet iyiydi, özellikle Kıvanç Tatlıtuğ kendini katbekat aşmıştı. Şairlerin hocaları Behçet Necatigil'le diyalogları gülümsetecek cinstendi. Güzel vakit geçirmek ve çok erken hayata gözlerini yuman bu iki şairin hayatını öğrenmek istiyorsanız kaçırmayın derim.
22 Şubat 2013 Cuma
ÇİKOLATALI TÜRK KAHVESİ
Taze elden taze pişmiş taze kahve tazeler :)
Kültürümüzde kahvenin yeri başkadır, zaten kırk yıllık hatrı olan başka bir içecek var mıdır dünyada hiç bilmiyorum. Kahve keyiftir, kahve muhabbettir, dostluktur belki biraz dedikodudur. Fala inanmayıp falsız kalmayanların favori içeceğidir. Üç vakte kadardır kahve, akşam yorgunluğuna birebirdir kahve, Allah'ın emriyle sözünün anahtarıdır da... Öyle Amerikan kahvesi gibi aceleye gelmez ne içişi ne de hazırlanışı.
Belki de çoğu kişinin bildiği ve tattığı bir Türk kahvesi tarifi paylaşacağım. Benim gibi denemekte geciken, hem kahveyi hem de çikolatayı sevenler hemen denesinler, tecrübeyle sabittir süper bir tatla tanışacaklar. Bu kadar övgüden sonra şu tarifi vereyim çok geç olmadan :) Ha bu arada tarif tarif diyorum öyle ahım şahım bir tarif değil, Türk kahvesini bildiğimiz gibi hazırlarken içine bıçakla ince ince kıydığımız bitter çikolatayı ve kişi başı bir tatlı kaşığı olacak şekilde süt tozu (kahve kreması tozu) ekliyoruz bu kadar. Bu arada uyarayım ben iki kişilik kahveye 6 kare bitter çikolata koydum, az bile geldi sayılır ki biz kahveyi orta şekerli içiyoruz. Damak tadınıza tam uyan çikolatalı kahveyi hazırlamak için bir kaç deneme yapmanız gerekebilir benden söylemesi. Afiyet şeker olsun efem :)
AVON PERFECT KISS SMITTEN RED VE PINK WINK
Reklamlarını televizyonda gördüğümden beri bu rujları merak ediyordum. Bu ayki katalogda indirimde olduğunu görünce denemeye karar verdim. Çok fazla renk seçeneği vardı, seçmekte zorlandım açıkçası. Zaten katalogda görünen renkten farklı çıkma olasılığı da olduğu için internetten renklerini araştırdım. Smitten red ve pink wink hoşuma giden renkler arasında oldu. Pink wink beklediğim gibiydi ama smitten red'in kırmızıyla pek alakası yok, kendisi pembemsi bordo bir renk ama ikisi de hoş renkler, kalıcılar da, aldığıma pişman olmadım kısacası. Denemek isteyenler çekinmeden sipariş verebilirler :)
11 Şubat 2013 Pazartesi
cici yüzükler
Son zamanlarda bu ince, zarif yüzükler moda oldu. Taksim'de pasajlarda birkaç tane gözüme kestirdiğim olmuştu, kararsız kalıp sonra alırım dedim ama kafama takılınca dayanamadım. Gözüm Taksim'e gitmeyi de almayınca, Bakırköy'e yollandım orada birkaç gümüşçü gezdikten sonra bu cici yüzükleri buldum. Özellikle baykuşlu olanına bayıldım. Kalpli olanını da çok sevdim ama yüzük parmağıma biraz geniş geldi; o an çok dikkatimi çekmedi ama parmağımdan çıkacak bollukta :( Baş parmağıma takarak kullanıyorum ama yüzük parmağıma daha çok yakıştırdığım için biraz içime sinmiyor belki daralttırırım. Bu arada bu yüzüklerin çok çeşitli modelleri (love yazılı, barış işaretli, sonsuzluk işaretli, dört yapraklı yonca) var. Kedili bir iki model gördüm aklımda kaldı bir daha ki sefere bir tane de kedili alırım belki :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










